Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yazarlar
  4. Çaba ve Teslimiyetin Buluştuğu Yol: Tevekkül

Çaba ve Teslimiyetin Buluştuğu Yol: Tevekkül

featured

Çaba ve Teslimiyetin Buluştuğu Yol: Tevekkül

Kemal Kahraman

Bir gün bir sahabi, Peygamber Efendimiz’in huzuruna gelir ve sorar:
“Ey Allah’ın Resûlü! Devemi bağlayıp da mı Allah’a tevekkül edeyim, yoksa bağlamadan mı?” Gözlerinde bilgelik ışığıyla cevap gelir:

“Önce onu bağla, sonra Allah’a tevekkül et!” (Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 60)
Bu kısa, fakat derin cümle, tevekkülün özünü açıklar: İnsan, önce elinden geleni yapar, gerekli tedbirleri alır, ardından işin sonucunu Allah’a bırakır. Tevekkül, pasif bir bekleyiş veya tembellik değil; bilinçli bir teslimiyet, aktif bir gayret ve kalpte doğan derin bir güvenin birleşimidir.

Kur’ân-ı Kerîm’de tevekkül, imanla doğrudan bağlantılıdır. “Mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etsinler!” (İbrahim, 14/11) ayeti, müminin hayatına yön verir. Tevekkül, kalbin güveni; tedbir ise bedenin ibadetidir. Biri eksikse diğeri tamamlanamaz; kalp güvenir, beden çalışır.

Peygamberler, imanlarındaki sarsılmaz kararlılıkları ve aldıkları tedbirlerle bize en güzel örnek olmuşlardır. Hz. Musa, kavmine seslenirken “Artık sadece Allah’a tevekkül edin” der (Yunus, 10/84). Tevekkül, insanın hem Allah’a dayandığını hem de O’na yöneldiğini gösterir; hem içsel bir güven hem de dışsal bir eylemdir.

Günümüzün hızlı ve hedef odaklı dünyasında insanlar, maddî kazanç ve dünyevi başarıyı güvence sanarak kaygı ve ruhsal yorgunluk yaşar. İşte bu noktada tevekkül, insanın yükünü hafifleten ilahî bir denge olarak devreye girer. Mümin, zorluklarla karşılaştığında yalnız olmadığını hatırlar; Allah’ın kendisiyle olduğunu bilerek sabırla yoluna devam eder.

Hz. Ömer, Yemen’de bazılarına tevekkülü yanlış anlayıp “Biz tevekkül edenleriz” dediklerinde, onları uyarır: “Aksine siz hazır yiyicilersiniz. Gerçek tevekkül eden, tohumunu eker, sonra Allah’a tevekkül edendir.”

Çiftçi, tarlasını sürer, tohumu eker, sular, gübreler; bütün çabası bittikten sonra mahsulün Allah’tan geleceğine inanır. İşte hakiki tevekkül budur: çabayla, gayretle ve tedbirle birleşmiş bir güven.
Tevekkülün en parlak örnekleri peygamberlerin hayatında görülür. Hz. İbrâhim’in ateşe atılırken ettiği “Hasbünallâh ve ni’me’l-vekîl” duası, Uhud sonrası Peygamberimiz ve ashâbının Allah’a güvenleri, tevekkülün zirve örneklerindendir.

Hz. Peygamber’in hicreti sırasında gösterdiği tedbirler ve tevekkül, bizlere ilham verir: Önce strateji, hazırlık ve dikkat; ardından teslimiyet. Tevekkül, sadece ruhu güçlendirmekle kalmaz; insanı hem maddî hem de mânevî başarıya taşır.

Tevekkül, Allah’ı mutlak vekil bilmek ve O’na güvenmek demektir. “Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter.” (Talâk, 65/3) Bu güven, insanı egosuna, arzularına ve içgüdülerine dayanmaktan kurtarır. Hakiki özgürlük, yalnızca Allah’a tevekkül etmekle mümkündür.

Bazıları tevekkülü yanlış anlayarak tembellik ve kadercilik bahanesi hâline getirir. “Allah ne derse o olur” deyip kenara çekilmek, İslâm’da tevekkül değildir.

Mehmet Akif’in yanlış tevekkül anlayışına şu dizeler dikkat çekmektedir:

Çalış dedikçe şeriat çalışmadın durdun,
Onun adına nice hurafeler uydurdun,
Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya,
Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya.

Hakiki tevekkül, fiili dua ile kavlî duayı birleştiren bilinçli teslimiyettir: Çalışmak, gayret göstermek ve tedbir almak; ardından işin sonucunu Allah’a bırakmak.

Tevekkül, insanı şeytanın vesvese ve aldatmalarından korur; nefse ve arzulara esir olmaktan kurtarır. Zorluklar karşısında korku ve kaygıya kapılmamayı, Allah’a yönelerek güven bulmayı sağlar.

Peygamberimizin yatarken okuduğu dua, tevekkülün ruhuna tercüman olur:
“Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. İşimi sana havale ettim. Azabından korkup, sevabını umup sırtımı sana dayadım.

Senden korunmanın ve güvende olmanın tek yolu, sadece sana sığınmaktır. İndirdiğin Kitabına ve gönderdiğin Nebî’ye inandım.” (Buhârî, Deavât, 6) Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “İman tevhidi, tevhit teslimiyeti, teslimiyet tevekkülü, tevekkül ise iki cihan saadetini gerektirir.”

Zor zamanlarda, kalpteki teslimiyet ve güven, hem dünya hem de ahiret mutluluğuna vesile olur. Tevekkül, insanın ruhunu güçlendirir; kalpte sükûnet, dışarıdan bakıldığında ise derin bir direnç hâli yaratır.

Tevekkül, yalnızca dua ve teslimiyet değil; bir hayat sanatıdır. Hakiki tevekkül, işte bu sanatın içinden çıkar: Çalışkanlık, azim, sabır ve imanla yoğrulmuş bir güven.
Günümüzün karmaşasında, maddî kaygılar içinde sürüklenen ruhlar için tevekkül, sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir sükûnet ve direnç sanatıdır. Önce çaba, sonra teslimiyet… İşte gerçek tevekkülün yolu budur.

Peygamberimiz (s.a.s)’in öğrettiği dua ile bitirelim: “Allah’ın adıyla tevekkül ettim. Allah’ım! Ayağımızın kaymasından, şaşırmaktan, zulmetmekten zulme uğramaktan, cahillik etmekten veya bize cahillik edilmesinden sana sığınırız.” (Tirmizî, Deavât, 35.)

 

Çaba ve Teslimiyetin Buluştuğu Yol: Tevekkül
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.