Kemal Kahraman

“ANNELER GÜNÜ” MÜ?

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“ANNELER GÜNÜ” MÜ?

Bugünün “Anneler Günü” olduğunu televizyon reklamlarından öğrendim. Bu reklamlarda çocuk bezinden tutun da kapı-pencere, mobilya, araba lastikleri, altın-pırlanta yüzük ve kolye, mutfak eşyalarına kadar aklınıza gelebilecek her şey var. Ama dünyanın en kutsal varlığı olan ‘’anne’’ye dair hiçbir şey yok. Güya reklamların konusu anne!

Benim için bir şey ifade etmese de küresel kapitalizm kültürünün armağanı olan ‘’özel’’ günleri kutlamanın bir sakıncası ve zararı yoktur. Bu günler bir sevgi hatta sevap kazanma vesilesi de olabilirler. Fakat toplum mühendisleri “özel” diye küresel dünyaya dayattıkları bu tür günlerde en değerlilerimizi -anne, baba, sevgili yahut öğretmen- bize hatırlatmaları, günlerini kutlamamızı istemeleri ilk bakışta masum görünse de bu kadar saf ve halis niyetli olduklarına inanmıyorum. Zira bizim kişisel ve toplumsal yaşantımızla örtüşmeyen, kültür ve medeniyetimizle hiç bir bağı olmayan, kadın ve anne ile problemli bir medeniyetin; sorunları perdelemek, vicdanları susturmak için anneler, babalar, sevgililer, öğretmenler ve engelliler günü gibi icat etmiş oldukları uydurma günleri olduğunu düşünüyorum.  

Böyle düşünmemi sağlayan birçok neden var. Mesela birincisi şudur: Yaşadığımız bu çağda gün yüzü görmeyen annelerin ‘’anneler günü’’ nasıl olur?

İkincisi: Ölen ve hunharca katledilen annelerin öksüz çocuklarının “Anneler Günü” olabilir mi?

Üçüncüsü: Ben annemi 365 gün yüreğime sığdıramazken bir güne nasıl sığdırabilirim ki?

Dördüncüsü: ‘’Anneler Günü’’; kapitalist dünyanın para babaları bu günlerde tüm kitle iletişim araçları aracılığıyla tüketimin artmasına yönelik oluşturdukları bir atmosferden başka bir şey değildir. Öyle ki bu açgözlüler; “Para harcanmış, en değerli hediyeler alınmış ve kutlama yapılmışsa kişiye değer verilmiştir.” eğer “Para harcanmamış, pahalı hediyeler alınmamış, özel günü unutulmuş veya kutlama yapılmamışsa kişiye değer verilmemiştir.” anlayışını pompalayarak kişide değerli veya değersizlik duygusu oluştururlar. Böylece toplumsal bir baskı oluşturarak şahısları daha fazla harcamaya ve tüketmeye zorlamaktadırlar.

Beşincisi: Diğer ‘’özel’’ günlerde olduğu gibi tek dertleri sadece ceplerinin dolması ve dünyalarının cennet olması olan kapitalistler için ‘’Anneler Günü’’ de tüketimin arttırıldığı yeni bir fırsat günü olmaktan öteye bir anlam taşımıyor. Şayet küresel sermaye sahipleri için anneler bir anlam taşısaydı, 364 gün boyunca hep bir köşede unutulmuş anneyi ve anneliği yüceltir; över ve saygı gösterirlerdi. Şefkat ve merhamette güneş gibi olan annelerin güneşini söndürmez, karanlığa boğmazlardı. Anneleri; kocalarını ve evlatlarını gözlerinin önünde katlederek dul ve evlatsız, çocukları da annesiz bırakmaz; annelerin arş-ı âlâyı titreten feryad u figanlarını duyar, onları ağlatıp göz pınarlarını kurutmazlardı.

Altıncısı: Eğer bu ‘’özel’’ günü dayatanlar anneler konusunda samimi olsalardı, huzur evinde! (hüzünevi)  her gece “bir avuç toprak…” diyerek Allah’a yalvaran huzursuz annelerini ‘’Anneler Günü’’’nde elinde topraktan biten bir çiçekle huzur evinde! değil, gönülden biten ve hiç solmayan güllerle kendi ev(ler)inde ziyaret ederlerdi. Ayaklarının altında olan cennete girmek için anneleri bir gün değil bir ömür boyu baş tacı ederek, ‘öf’ bile demeden, titizlikle gönüllerini alan hayırlı evlatlar olurlardı.

Yedincisi: Cenneti dünyada arayan ‘’tek dünyalı’’ modernler! -her birini bir ana doğurduğu halde- gerçekten anneye değer verselerdi; dünyanın en değerli, en asil, en görkemli, en şerefli ve en zor işini yapan anneleri gözden düşürmez ve aşağılamazlardı. Annelere “çalışmayan, işsiz” “boş kadın” muamelesi yapmazlardı. Çünkü modernlere! göre evinin kadını olmak, kendi doğurduğu çocuğa bakmak, onu yetiştirmek -ki çocuk evde yetişir sokakta değil- “iş” sayılmıyor hatta bebek doğurmak ve çocuk büyütmek dudak bükülecek bir iş olarak görülüyor. Fakat modernlerin! kazara doğurmuş oldukları çocuklarına bakıcılık yapılması bir “iş” sayılıyor ve bu kadın da “çalışıp üreten, kendi ayakları üzerinde duran” bir kadın olmuş oluyor. 

Hâlbuki bu cihanda hiçbir iş annelikten daha önemli ve kutsal değildir. Kazakların dediği gibi “Bir eliyle beşik sallayan kadın, diğer eliyle dünyayı sallar.”

Anlayacağınız vicdansızların, kadını (anneyi) üretim-tüketim çarklarında yağ, değirmenlerinde un yapmaktan başka bir amacı yoktur.

Şimdilik bu kadar yeter!

 Bana mutlu bir yaşam sağlayan başta, “canım annem” ve hayatı paylaştığım “biricik eşim” olmak üzere işgal ve zulüm altında yaşayan Filistinli annelerin ve bütün annelerimizin ‘’Anneler Günü’’ kutlu olsun.

Vefat eden anne ve babalarımıza Allah rahmet eylesin mekânları cennet olsun…

Kemal Kahraman

10.05.2024

 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir