• İmsak
  • Güneş
  • Öğle
  • İkindi
  • Akşam
  • Yatsı
  • SONRAKİ NAMAZA KALAN SÜRE 00:00:00
İMSAKİYE 2025 -
Kemal Kahraman
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Hayâsızlık Çağında Hayâlı Kalmak

Hayâsızlık Çağında Hayâlı Kalmak

featured

Hayâsızlık Çağında Hayâlı Kalmak

 

Toplumların derinliklerinde kök salmış, fakat zamanla unutulmuş bazı değerler vardır. Bunlardan biri de hayâdır. Hayâ görünmezdir; ancak kalbi güzelleştirir, toplumu yüceltir.
İslâm ahlâkının temel taşlarından olan hayâ, sadece utanmak değildir. O, kişiye, topluma ve Yaradan’a karşı taşıdığı derin bir sorumluluk bilincidir. Bu erdem, müminin imanını yansıtır ve onu değerli kılar. “Hayâ imandandır, iman ise cennete götürür.” (Tirmizî, Birr, 65). Bu hadis, hayânın imanın bir parçası olduğunu ve kişiyi yücelttiğini gösterir.

Hayâ, takva elbisesidir. Allah, bizlere bedenimizi örten giysiler verdiği gibi, kişiliğimizi güzelleştiren takva elbisesini de lütfetmiştir. (A’râf, 7/26). Asıl güzellik dış görünüşte değil, zihnin, kalbin ve ruhun mahremiyetinde saklıdır. Çıplaklık bir ilkelliktir.

Hayâ, aynı zamanda bir emanet bilincidir. Bu bilince sahip olan kişi, aklını, bedenini ve zamanını kendisine lütfedilenin rızasına uygun kullanır; çünkü bunların hesabını vereceğini bilir.

Resûlullah, hayâlı kimseleri övmüş; Hz. Osman’ı “ashâbın en hayâlısı” olarak nitelemiştir. Bir sahâbîye yalnızken bile avret yerlerini örtmesini tavsiye etmiş ve hayâ edilmesi gereken en yüce varlığın Allah olduğunu belirtmiştir. (Tirmizî, Edeb, 22)

Allah’a karşı hayâ; bedeni günahlardan korumak, ölümü unutmamak ve dünya zevklerinin meşru olmayanlarından uzak durup ahireti istemekle mümkündür. Bu anlayışın güzel örneklerinden biri Hz. Yusuf’tur. Züleyha’nın arzularına karşı Allah’a duyduğu hayâ sayesinde nefsine hâkim olmuş, iffetini korumuştur. Hz. Meryem de Cebrâil’in beşer suretinde görünmesi üzerine, “Ben senden Rahmân’a sığınırım” diyerek hayâsını ve Allah’a olan inancını ortaya koymuştur.

Hayâ, insanın kendini değersizleştiren davranışlardan uzak durmasını sağlar. Öz denetim ve içsel denge, hayâ sayesinde korunur.
Hayâ, davranışları denetleyen içsel bir mekanizma; nefsi dizginleyen bir frendir. Bu fren bozulduğunda kontrol kaybolur. Bugün ekranlarda ve sosyal medyada gördüğümüz taşkınlıkların temelinde bu içsel denetimsizlik yatmaktadır. Allah Resûlü, “Şayet utanmıyorsan, dilediğini yap!” (Buhârî, Edeb, 78) buyurarak, utanma duygusunu yitiren bir insanın sınırlarını kaybedeceğini vurgulamıştır.

Tarih boyunca hayâ ile yücelen insan, bugün sosyal medyada mahremiyetin pazarlık konusu yapıldığı bir alana sürüklenmiştir. Popüler kültür ve dijital teşhircilik, hayânın sınırlarını zorlayan yeni bir çağ başlatmıştır. Mahrem olanın teşhir edilmesi, dikkat çekme arzusunun bir yansımasıdır.

Bu yozlaşma hem halk düzeyinde hem de bilgi ve inanç sahipleri arasında görülebilir. Hz. Ali’nin şu sözü bugün daha da anlam kazanıyor: “Beni en çok endişelendiren iki tip adamdır: Hayâsız âlim ile câhil sofu!” Çünkü hayâsızlık, ilimle birleştiğinde kibir üretir; cehaletle birleştiğinde taassuba dönüşür.

Hayâ, tüm ilâhî dinlerde emredilen evrensel bir değerdir. Bugün belki de en çok savunulması gereken ahlâkî erdemdir. Hayâ varsa ilişkilerde nezaket, dilde ölçülülük ve davranışta zarafet vardır.

Kaybolduğunda ise edep ve saygı da yitirilir.

Bir yöneticinin halkına karşı hayâsı, adaletin teminatıdır. Hayâsızlık, gücün suistimaline kapı aralar.

Kalbin temizliğinden beslenen hayâ, insanı içten dışa güzelleştirir. “Ar damarı çatlamış” ifadesi, hayâsızlığın insan fıtratını nasıl bozduğunu öz biçimde anlatır. Ancak bireyselliğin yüceltildiği çağımızda, insanı “eşref-i mahlûkât” yapan bu değer; modern hayatın hızı ve ekranların cazibesi arasında kaybolmaktadır.

Bugün bazı çevrelerce hayâlı olmak zayıflık gibi algılanıyor. Mahremiyetin teşhir edilmesi, ahlâksızlığın özgüven; saygısızlığın ise cesaret olarak sunulması, hayânın nasıl bir erozyona uğradığını gösteriyor.
Hayâ, davranışla öğretilen bir karakter özelliğidir. Çocuk, büyüklerin hayâsını görerek kendi sınırlarını inşa eder. Ailede, camide ve okulda hayâ eğitimi, sadece sözle değil, davranışla aktarılmalıdır. Rol modellerin hayâlı duruşu, gençlerin karakter gelişiminde belirleyici olur.

Sorumlulukları yerine getirmeyi engelleyen ve kişiyi âciz bırakan utanma hissi hayâ değil; çekingenliktir. İslâm’daki hayâ anlayışı aktif bir ahlâkî duruşu ifade eder. Gerçek hayâ, insanı iyiye yönlendirir, kötülükten alıkoyar.

Hayânın yok olduğu, hayâsızlığın takdir gördüğü bir toplumun istikameti nereye varır?

Bu yüzden hayâyı yaşamalı ve yaşatmalıyız. Çocuklara erken yaşta öğretmeli, gençlere örnek olmalı, büyüklerimize hatırlatmalıyız. Ahlâka aykırı söz, tutum ve davranışları gülerek geçiştirmemeliyiz.

Hayâ, bir toplumun ruhudur. Ruh kaybolursa, geriye sadece bedenler kalır. Bugün hayâyı yaşamak ve korumak, yarın için bir umut inşa etmektir.

Sahi, hayâ hayatımızda ne kadar yer buluyor?

Kemal Kahraman

Hayâsızlık Çağında Hayâlı Kalmak
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.