İÇİMİZDE BİRİKEN ÇÖPLER
Kemal Kahraman
Yere attıklarımız kadar içimizde tuttuklarımız da kirletir
Güneşli bir pazartesi sabahıydı. Evimden çıkıp işime doğru yürürken, günün ilk imtihanının bir çöp konteynerinin yanında başlayacağını bilmiyordum. Elimdeki çöp poşetiyle konteynere yaklaşırken şu düşünce geçti aklımdan: Çöplerin toplanması kadar, yere bırakılmaması da bizim sorumluluğumuz.
Kendi kendime sordum: Neden hâlâ gıda, cam ve plastiği ayıramıyoruz? Gerçekten bu kadar zor mu? Ama asıl soru şuydu: Sorun sistemin eksikliği mi, yoksa zihnimizin kirliliği mi?
Etrafıma baktım. Yerdeki kırılmış cam şişeler güneş ışığını keskin bir şekilde yansıtıyordu. İnsan, attığı camın bir gün bir çocuğun ayağına batabileceğini düşünmüyorsa, orada yalnızca çöp değil, eksilmiş bir merhamet vardır. Merhametin azaldığı yerde ise düzen de eksik kalır.
Konteynerin yanına bırakılmış poşetler, molozlar ve eski eşyalar dikkat çekiyordu. Oysa sadece birkaç adım daha atılsa bu manzara oluşmayacaktı. Evlerimizi temiz tutarken sokağa aynı özeni göstermiyoruz. Sanki ev bizim ama sokak başkasının…
Oysa sokak da bizim, şehir de, dünya da bize emanet.
Arabadan izmarit atanlar, parkta çekirdek kabuğu savuranlar, içtiği şişeyi yere bırakanlar… Bunlar basit ihmaller değil, sorumsuzluktur. “Nasıl olsa temizlenir” düşüncesi insanı duyarsızlaştırır. Oysa sorumsuzluk da sorumluluk da bulaşıcıdır:
Yere atılan bir çöp başkasını da cesaretlendirir; yerden kaldırılan bir çöp ise başkasına utanmayı öğretir.
Tam o sırada çöp kamyonu yanaştı. İşçiler sessizce, sabırla yığını toplamaya başladı. Bizim iki adım atmaya üşendiğimiz yerde, onlar her gün kilometrelerce yürüyordu.
Yere atılan her çöp sadece çevreyi değil, insanın sorumluluk bilincini de kirletir. Çünkü çöp, nasıl yaşadığımızın sessiz kaydıdır. Bir şehrin sokakları, aslında o şehirde yaşayan insanların karakterini yansıtır.
Çöpü yere atmamak; başkasının hakkını gözetmek, emanete sahip çıkmak, israftan kaçınmak demektir. Küçük görünen bu davranışlar, toplumu ayakta tutan büyük ilkelerdir. Bu yüzden mesele artık sadece bilinç eksikliği değil, daha derin bir saygı ve sorumluluk problemidir.
Çözüm yalnızca eleştirmek değildir; daha az tüketmek, ayrıştırmak, yeniden kullanmak ve örnek olmaktır. Özellikle tek kullanımlık ürünleri azaltmak, atık miktarını ciddi şekilde düşürür.
Çevre bilinci küçük yaşta evde, camide ve okulda kazanılır. Çocuklar en çok gördüklerini öğrenir. Bu yüzden temizliği anlatmak yetmez; yaşamak gerekir. Çünkü kültür, sözle değil, tekrarlarla oluşur.
Çöpün en büyük sebeplerinden biri israftır. İhtiyacımızdan fazlasını tükettikçe yalnızca doğayı değil, geleceğimizi de kirletiriz.
Bugün çöp, yerel bir sorun olmaktan çıkmış durumda. Plastik atıklar, elektronik çöpler ve kimyasal kalıntılar dünyayı zorlayacak boyutlara ulaştı. İnsan, ürettiğiyle yeryüzünü kirletiyor; sonra o kirliliğin içinde yaşamaya çalışıyor.
Üstelik çoğu atık, zengin ülkelerden yoksul ülkelere ihraç ediliyor. Sorun ortadan kalkmıyor, sadece yer değiştiriyor.
Kur’an’ın uyarısı adeta bugünü anlatır: “İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı…” (Rûm, 30/41).
Bir Kızılderili atasözü ise gerçeği daha çıplak söyler:
“Son ağaç kesildiğinde, son nehir kirlendiğinde ve son balık öldüğünde; o zaman paranın yenmeyeceğini anlayacaksınız.”
Modern insan ise bu gerçeği çoğu zaman görünmez kılmayı tercih eder. Çöpler toplanır, şehir dışına taşınır ve gözden uzaklaştırılır. Böylece sorun çözülmüş gibi görünür. Oysa çöpün gözden kaybolması, zihinden de silinmesine neden olur. Bu unutma hâli, sorunun kendisinden daha tehlikelidir. Çünkü görünmeyen şey, sorgulanmaz.
Aslında çöp, yalnızca atılmış nesneler değildir; ertelenmiş sorumlulukların, unutulmuş değerlerin ve bastırılmış vicdanın da adıdır. Bu yüzden bir atık yığınına baktığımızda sadece kirlilik değil, bir ihmaller zinciri görürüz.
Peygamber Efendimiz ise yoldan eziyet verici bir şeyi kaldırmayı imanın bir parçası sayar. Bu, sadece çöp atmamak değil; başkasına zarar verecek şeyi ortadan kaldırmaktır.
Çöp sadece fiziksel değildir. Bazen çöp; ertelenmiş sorumluluklar, unutulmuş değerler ve bastırılmış vicdandır.
Bu durum insan ilişkilerinde de görülür. İnsan, farkında olmadan başkalarının “duygusal çöp kutusu” hâline gelebilir. Sürekli dinleyen ama anlaşılmayan kişi zamanla yorulur.
Oysa sağlıklı bir ilişki, yük boşaltmak değil; yük paylaşmaktır. Bu yüzden ne başkalarının yükünü sınırsızca taşımak ne de başkalarını böyle kullanmak doğrudur. Gerektiğinde sınır koymak gerekir.
Bir de insanın kendisiyle ilgili olan tarafı vardır. Bazen kişi kendini değersiz hisseder. Oysa bu, gerçeğin kendisi değil; yanlış düşüncelerin sonucudur. Hiçbir insan değersiz “çöp” değildir.
Modern tüketim kültürü ise bize sürekli yeniyi önerirken, eskimiş olanı gözden çıkarmayı öğretir. Ne yazık ki bu anlayış insan ilişkilerine de yansır. İnsanlar da tüketilebilir hale gelir.
Bir de zihinsel çöpler vardır. Olumsuz sözler, kırıcı anılar, gereksiz düşünceler zamanla birikir ve iç dünyayı kirletir. Bu yüzden zihnimize neyi alacağımız kadar, neyi bırakacağımızı da bilmeliyiz.
Çünkü temizlik sadece sokakta değil, kalpte başlar.
İnsan içindeki dağınıklığı toparlamadıkça, dışarıdaki düzen kalıcı olmaz. İçinde öfke, kırgınlık ve kin biriktiren insanlar, bir süre sonra bunları boşaltacak yer arar. Böyle anlarda yapılması gereken, o yükü taşımak değil; gülümseyip yoluna devam etmektir.
O sabah bir konteynerin yanında anladım ki mesele sadece çöp değil; bir vicdan, bir kültür ve bir sorumluluk meselesidir.
Ve belki de en önemli gerçek şudur:
İnsan, elindeki ve içindeki çöpü doğru yere atmayı öğrenmelidir.
Yerdeki, zihnimizdeki ve kalbimizdeki çöpleri temizleyen tüm temizlik görevlilerine selam olsun.
İyi ki varsınız.
