Şeytan Neyi Doldurur?
Kemal Kahraman
“Boş kaldın mı, hemen başka bir işe koyul.” (İnşirah Sûresi, 7)
Peki neden? Çünkü insan için meşguliyetten daha şifalı, daha koruyucu bir tedavi yoktur. Demek ki asırlardır dilimizden düşmeyen o“Şeytan doldurur” lafı boşuna söylenmemiştir. Çünkü kalpler tabiatı gereği boş kalmayı sevmez; ya Hak, hakikat, zikir, ilim ve iyilik ile dolup taşar ya da inkarın, batılın, gafletin ve vesvesenin mekânı hâline gelir. Zira “boş insan” tabiri, sadece işi gücü olmayan değil, kalbi imandan ve zikrullahtan arınmış, manevi boşluk içindeki insanı işaret eder.
Bugün modern insan, geçmişte tasavvur bile edilemeyen devasa bir zihinsel boşluğun tam ortasındadır. Elimizden düşmeyen telefonlar, saatlerce akıp giden dijital mecralar ve amelsiz yorgunluklar ruhumuzda derin birer manevi boşluk yaratmaktadır. Eski zamanlarda bu sözle silahın boşluğu kastedilirdi; oysa günümüz insanının zihni, maruz kaldığı lüzumsuz enformasyonla, dijital gürültülerle ve sanal vesveselerle lebâlep doldurulmaktadır. Şeytan artık sadece demir silahların değil; ekran karşısında uyuşan iradelerin, amaçsızca kaydırılan sayfaların ve zihinsel tembelliklerin de kabzasını tutmaktadır.
Ecdadımız zamanı imanla işlenecek mukaddes bir tarla olarak görmüştür. Onlar ‘Vakit kılıç gibidir’ düsturuyla ömrü tasnif ederken, biz bugün o kılıcı kendi ellerimizle kınından çıkarıp rastgele savurmaktayız.
Şaka niyetiyle yapılan tehlikeli hareketler, insanın bir anlık dalgınlığı ve görünmeyen tesirler üzerinden çok çarpıcı bir hakikat ortaya çıkıyor: Bazı olaylar sadece “unutulmuş mermi” ya da “dikkatsizlik” olarak görülmemeli; insanı yanlış yöne sevk eden vesvese, gaflet ve karanlık tesirler de bu tür felaketlerde mühim bir rol oynamaktadır.
Rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz silahını (ortaya çıkarıp) din kardeşine işaret etmesin. Çünkü o bilmez, belki şeytan silahı elinden çıkarır da, bu yüzden cehennemin bir çukuruna yuvarlanır.” (Buhârî, Fiten, 7)
Halk arasındaki bu sözün nebevî bir irfana dayandığını bilmek, taşıdığımız mirasın ne kadar hassas ölçüler üzerine kurulduğunu gösterir. Lakin mesele sadece mekanik silahlarla da sınırlı değildir. Şeytan, hayatın her boşluğunu kendine bir alan edinir:
- Saflardaki ve kardeşlikteki gediği şeytan doldurur.
- Besmelesiz başlangıçlardaki boşluğu şeytan doldurur.
- Dijital ekranlar önünde tüketilen saatlerdeki zihinsel uyuşukluğu şeytan doldurur.
- Sözün ve sükûtun ölçüsünü kaçırdığımız anları şeytan doldurur.
- Aile içi ihmallerdeki ve sevgisizlikteki boşluğu şeytan doldurur.
- Zamanın bereketini kaçırıp geceyi lüzumsuz meşguliyetlerle tükettiğimiz anları şeytan doldurur.
Velhasıl, sadece bireysel hayatımızda değil; toplumsal hafızamızda da ümmetin eline kin, hırs, sanal nefretler ve fitneler tutuşturulmuştur. Müslümanların yaşadığı toplum; ağırbaşlılık, emanet, sükûnet, edep, tedbir ve zarâfet toplumu olması gerekirken, bugün gözünü kırpmadan kardeşine kurşun sıkan, füze fırlatan ya da klavye arkasından fitne yayan bir hâle bürünmüşse, bunun tek bir izahı vardır: Şeytan doldurmuştur.
Kardeşliği bir tarafa koyanları; Batı’nın icadı mezhep savaşlarını ve fitnelerini içimize taşıyanları zehirli birer propaganda diliyle kuşatan yine o mel’undur. Şeytan sadece silâhları doldurmaz; şeytan, asıl o silâhların kabzasını tutacak kalpleri doldurur: Kinle, düşmanlıkla, intikamla, hasetle, yalanla, iftirayla, algı operasyonlarıyla ve dijital zehirlerle…
Bu badireden kurtuluşun yolu, İmam Şafiî’nin o pek mânidar sözünde gizlidir: “Sen kalbini Hak ile meşgul etmezsen, batıl gelir orayı işgal eder.”
Çünkü muraḳabe bilincini yitiren bir ruh, kendi iç kalesinin kapılarını ardına kadar açmış demektir; o yüzden mümin, her akşam başını yastığa koyduğunda ‘Bugün zihnimi ve kalbimi kimler, neyle doldurdu?’ sualini kendine sormalıdır.
İnşirah Sûresi’nde buyurulan “Bir işi bitirdiğin zaman hemen başka bir işe koyul” emri de bizlere ömür sermayesini boşa harcamamayı fısıldar. Öyleyse;
- Bid’atin dolduramayacağı kadar Kur’an ve sünnetle dopdolu olmalı,
- Şiddetin sızamayacağı kadar şefkat ve merhametle dolup taşmalı,
- Bencilliğin yer bulamayacağı kadar fedakârlıkla kuşanmalı,
- Cimriliğin yaklaşamayacağı kadar cömertlikle dolmalı,
- Öfkenin sızamayacağı kadar hilm ve sabırla sükûnet bulmalıyız.
Unutulmamalıdır ki; eline silah alanın kaza kurşunuyla imtihanı ne kadar tehlikeliyse, diline ve kalbine fitne sokanın da cehennem çukuruyla imtihanı o kadar ağır ve çetindir. Silahlar hiçbir koşulda oyuncak değildir; kalp ve zihin ise asla boş bırakılamaz. Hayat, Hak ile, zikirle ve salih amellerle mamur edilmelidir.
Demiri eline alırken titreyen o nebevî hassasiyeti, ekranlara ve zihinlere bakarken de kuşanmadıkça bu kuyulardan çıkışımız güçleşecektir.
Rabbimiz! Bizim zihnimizi hikmetin; kalbimizi ve ruhumuzu rahmetinin okyanusuyla doldur… Amin.
