Gökyüzünden Gelen Mesaj: Yağmur
Kemal Kahraman
Yağmur, yalnızca gökten düşen su damlaları değildir; bir rahmetin, bir uyarının ve bir umudun habercisidir. Yağmur, insana hem acziyetini hem de Rabbine olan ihtiyacını hatırlatan güçlü bir işarettir; kimi zaman da barajları doldurup toprağın derinliklerini besleyen bir nimettir.
Kur’ân-ı Kerîm’de yağmur, Allah’ın rahmetinin müjdesi olarak nitelenir: “Allah gökten su indirdi ve ölümünden sonra yeri diriltti.” (Nahl 16/65). Rahman, Kur’ân’ı rahmet olarak vasıflandırır; yağmur da bu rahmetin yeryüzündeki en açık tecellisidir.
Günlerdir “ha geldi, ha gelecek” derken nihayet yağmura kavuştuk. Yağdırana hamd olsun. Sokakların hızla akan dereler gibi çamur ve çöp taşımasına, kaldırım taşlarının üzerimize sıçrattığı çamurlu suya ve caddelerde yanımızdan geçerken bizi yok sayan araçlara rağmen yağmur güzeldir. Asfalttaki çukurlar insanlara ve arabalara pusu kursa da, yağmur güzeldir.
İnsanı uzun süre evden çıkarmasa da yağmur güzeldir. Düşen bereketli yağmurları zaman zaman kaygıyla haber bültenlerinden veya pencereden izlesek de yağmur yine de güzeldir.
Yağmurun diğer adı rahmettir. İnsanlar bu rahmete o kadar muhtaçtır ki, çocuklarına Yağmur, Baran ve Damla gibi isimler verirler. Yağmur berekettir, bolluktur ve kimi zaman felaketleri önleyen bir dosttur; fakat bazen de yeni bir imtihanın habercisi olan ilahi bir lütuftur.
Kur’ân insanlara hayat verdiği gibi, yağmur da yeryüzüne hayat verir. Yağmur, insanların Allah’a iman, itaat ve inkârıyla yakından ilişkilidir. Adalet ve Allah’tan af dilemek, bereketli yağmurlara sebep olur: “Ve eğer yolda dosdoğru yürüselerdi onlara mutlaka bol bol bereketli yağmurlar indirirdik.” (Cin 72/16; Hûd 11/52).
Kıtlık yalnızca yokluktan değil, bazen aşırı yağıştan da kaynaklanır. Bu nedenle yağmur yağmaya başladığında, büyüklerimizden öğrendiğimiz gibi: “Allah’ım! Rahmetinin hayırlısından ver.” diye dua ederiz.
Allah ve âhiret yokmuş gibi yaşamak, ortak aklın ve bilimin gerektirdiği tedbirleri almamak, rahmet ve bereket olan yağmurları felaket sebebi kılabilmektedir. Bu yüzden yağmur, Allah’a şükretmemiz gereken büyük bir nimettir.
Şehirlerde yağmurun bereketi, altyapı yetersizliği nedeniyle bazen felakete dönüşür; taşkınlar, sel baskınları ve trafik sorunları, yağmurun şehir hayatındaki ikili yüzünü gösterir. Yağmur betona yağınca zahmet, toprağa yağınca rahmet olur. Bu nedenle suyu israf etmemek, yağmura gösterilen bir hürmettir.
Suyu tasarruf etmenin ilk adımı, yağmur sularına sahip çıkmaktır; yani yağmur suyu hasadına başlamaktır. Evlerden, okullardan, kışlalardan, yurtlardan, fabrikalardan ve kooperatif konutlardan başlayarak yağmur sularını sarnıçlarda ve depolarda biriktirmek gerekir.
Yağmur, Allah’ın kullarını gözettiğinin de açık bir delilidir. Çünkü çoğu zaman uygun bir ölçü ve hikmet üzere yağar. Sessizce yeryüzüne inişi, insana tevazuyu öğretir; görünmeden, övünmeden ve incitmeden fayda vermenin güzelliğini hatırlatır.
Bu nedenle mümin, yağmurun bereketini ve hikmetini hem doğada hem de kendi hayatında fark ederek şükretmeli ve nereye uğrarsa oraya hayır ve rahmet taşımalıdır.
Yağmur gibi olmak, hem alçakgönüllü hem de hayat verici olmayı gerektirir. Yağmurun sesi ve gökten düşen damlalar, insana sabrı, alçak gönüllüğü ve Allah’a güveni hatırlatır.
Kur’an’da Mü’minûn Sûresi 18–20. ayetlerde yağmurun yeryüzüne hayat ve bereket verdiği anlatılır. Eğer yağmur tamamen yok olsaydı, dünya anlamını kaybederdi; çünkü dünyayı değerli kılan şey hayattır, hayatın kaynağı ise yağmurdur.
Yağmur, atasözlerimizde, kültürümüzde, edebiyatımızda ve sanatımızda sıkça işlenmiştir. Türkülerde ve şiirlerde yağmur, umut, arınma ve yeniden doğuşun sembolü olarak yer alır. Nitekim atalarımız, “Abanın kadri yağmurda bilinir.” diyerek yağmurun nimetini hatırlatır.
Nurullah Genç’in “Yağmur” adlı şiiri de bu temayı vurgular. Bazı şairler Hz. Peygamber’i yağmura benzetirler. Çünkü O da tıpkı yağmurun kurumuş toprağı diriltmesi gibi, mesajı, ahlakı, sözleri ve örnekliğiyle çoraklaşmış kalpleri yeşertir; toplumlara umut ve huzur taşır. Allah Resulü de hidayet ve ilmi yağmura benzetmiştir.
Gökyüzüyle yeryüzü arasında kurulan görünmez bir köprüde, gökten inen rahmet yerden yükselen dua, şükür ve istiğfarla tamamlanır. Nûh Suresi’nde buyurulduğu gibi: “Rabbinizden bağışlanma dileyin; O da gökten üzerinize bereketli yağmur yağdırsın.” (71/10)
İnsanın kalbi, yağmur bekleyen bir toprak gibidir; ne kadar kurursa kurusun, üzerine düşen bir rahmet damlasıyla yeniden yeşerir. Bu yüzden her insan, bu ilahi yağmuru korumakla yükümlüdür ve yağmur misali, uğradığı her yere bu rahmeti taşımalıdır.
Ya Rabbi! Yağmurunu üzerimize hayırlısıyla indir, toprağımızı bereketlendir; bizi, yağmur gibi geçtiği her yere iyi izler bırakan kullarından eyle.
