BÖLÜNMÜŞ BİR AKIL HİÇBİR YERE VARAMAZ
M.Nuri Alpaslan
İnsan bazen önündeki engeller yüzünden değil, kendi içindeki çelişkiler yüzünden yol alamaz. Ne istediğini bilmeyen, bugün doğru dediğine yarın sırtını dönen, düşüncesiyle davranışı birbirini tutmayan bir insanın bir yere varması kolay değildir. Aynı durum toplumlar, kurumlar ve ortak bir amaç etrafında bir araya gelen insanlar için de geçerlidir.
Bölünmüş bir akıl hiçbir yere varamaz. Çünkü bir yere varmak için önce nereye gidileceğini bilmek gerekir. Her kafadan ayrı bir sesin çıktığı, herkesin kendi hesabını yaptığı, ortak hedeflerin kişisel beklentilerin gölgesinde kaldığı bir yerde ne kadar çaba gösterilirse gösterilsin sonuç değişmez. İnsanlar yorulur, zaman geçer ama dönüp bakıldığında fazla yol alınmadığı görülür.
Aslında en büyük sorun farklı düşünmek değildir. Farklı düşünceler bir araya geldiğinde doğruyu bulmak daha da kolaylaşabilir. Sorun, insanların birbirini dinlememesi, kendi düşüncesinden başka hiçbir düşünceye değer vermemesi ve ortak bir meselede bile kişisel çıkarlarını öne çıkarmasıdır. Böyle bir anlayışta herkes kendince haklıdır ama kimse ortaya çıkan sonuçtan memnun değildir.
Bugün birçok yerde karşılaştığımız manzara da bundan farklı değil. Aynı masanın etrafında oturan, aynı amaçtan söz eden, hatta aynı yolda yürüdüğünü söyleyen insanlar, iş sorumluluk almaya geldiğinde birbirinden uzaklaşabiliyor. Söylemde birlikten bahsedilirken davranışlarda ayrışma yaşanıyor. Herkes işlerin iyi gitmesini istiyor ama kimse kendi tutumunu sorgulamaya yanaşmıyor. Sonra da neden ilerleme sağlanamadığına şaşırılıyor.
Oysa ortak bir gelecek, yalnızca güzel sözlerle kurulmaz. Biraz samimiyet, biraz güven, biraz da gerektiğinde kendi düşüncesini yeniden değerlendirebilme olgunluğu ister. İnsan her zaman haklı olmak zorunda değildir. Bazen başkasının haklı olabileceğini kabul etmek de büyük bir erdemdir. Ne yazık ki çoğu zaman bunu bir olgunluk değil, geri adım olarak görüyoruz.
Birlikte hareket etmek, herkesin aynı düşüncede olması anlamına gelmez. Elbette itirazlar olacak, farklı görüşler dile getirilecek, yanlışlar tartışılacaktır. Zaten sağlıklı olan da budur. Ancak bütün bu farklılıkların üzerinde ortak bir sorumluluk duygusu bulunmalıdır. Aksi hâlde düşünce ayrılıkları zamanla kişisel çekişmelere, kişisel çekişmeler de ortak hedeflerin unutulmasına neden olur.
Bazen insanları birbirinden uzaklaştıran şey büyük meseleler de değildir. Küçük hesaplar, gereksiz kırgınlıklar, kimin sözünün geçeceğine ilişkin tartışmalar ve bir türlü geride bırakılamayan kişisel hırslar, en güçlü birliktelikleri bile zayıflatabilir. İşin üzücü tarafı, bu süreçte kaybedilen yalnızca zaman değildir. Güven kaybolur, emek boşa gider, birlikte başarılabilecek pek çok şey daha başlamadan yarım kalır.
Belki de artık şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor: Biz gerçekten bir şeyleri başarmak mı istiyoruz, yoksa sadece kendi düşüncemizin kabul edilmesini mi bekliyoruz? Çünkü bu ikisi aynı şey değildir. Birincisi ortak bir irade gerektirir, ikincisi ise çoğu zaman insanı kendi doğrularının içine hapseder.
Hayatta da toplumsal ilişkilerde de asıl mesele kimin daha fazla konuştuğu, kimin daha güçlü göründüğü ya da kimin son sözü söylediği değildir. Asıl mesele, bütün bu sözlerin ve çabaların sonunda ortaya ne konulduğudur. Eğer ortada ortak bir başarı, güven veren bir duruş ve geleceğe ilişkin bir umut yoksa geriye kalan tartışmaların pek de anlamı kalmaz.
Unutmayalım, aynı yerde bulunmak birlikte yol almak değildir. Aynı sözleri söylemek de aynı amaca inanmak anlamına gelmez. Önemli olan, söylenenlerle yapılanların birbirini tamamlamasıdır.
Çünkü insanı da toplumu da asıl yoran yolun uzunluğu değil, birlikte yürüdüğünü sandığı insanların farklı yönlere çekmesidir.
Sonuçta herkes kendi yönüne çekerse yol uzamaz, yol kaybolur. Ve bölünmüş bir akıl, ne kadar güçlü olursa olsun, hiçbir yere varamaz.
